dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yeditepe İstanbul ve Eser Miktarda Karate Can İçerir #evdekal

Yeditepe İstanbul

 Muhtemelen yılın en güzel zamanlarını eve tıkılarak geçiriyoruz. Bahar geldi. Ağaçlar yeşeriyor, çiçekler açıyor, hava ısınıyor ve biz evde kalmak zorundayız. #evdekal


 Bugün Trt1 nostalji kuşağında Yeditepe İstanbul dizisini izledim. Sanırım Trt iki bölüm arka arkaya verdi, çünkü bölüm bittiğinde 2. bölüm sonu yazıyordu. Bilmem belki de sadece 2. bölümdü ama bana 1. bölümden başladı gibi geldi. Neyse...
Dizi ilk 2001 yılında yayınlanmaya başlamış. 47 bölüm. Maalesef o zamanlar bu diziyi izlemedim. Hatta varlığından haberim olduğunu da sanmıyorum. 2001 senesinde muhtemelen Yılan Hikayesi, İkinci Bahar vb dizileri izliyordum. Uzun lafın kısası Yeditepe İstanbul dizisini bugün ilk kez izledim.
Diziyi beğendim. Günümüz dizileri gibi değil. İnsanı sıkmıyor. Tek bir karakterle de sınırlı değil. Sanki herkes başrol. Ama kimse o kadar da öne çıkmıyor. Nasıl anlatsam? Herkes kendine has ama kamera sizi bayacak kadar tek bir karakteri göstermiyor. Ama kopuk kopuk bütünlüğü olmayan olayları da göstermiyor. Her karakteri merak ediyorsunuz.

 Konusu kısaca şöyle başlıyor; Zengin bir adam iflas ediyor. Karısı ve kızını ardında bırakıp intihar ediyor. Kadın kızıyla beraber tüm o lüksten sonra fakir bir mahalleye taşınmak zorunda kalıyor.
Yalnız söylemeden edemem ki oyuncu kadrosu hiç beklemeyeceğiniz kadar zengin.Yok yok.
Tek tek yazmayayım buyrun: wikipedia-yeditepeistanbul
Ha eğer ben isim olarak bilmem sima olarak bilirim diyorsanız şöyle buyrun: sinematürk-yeditepeistanbul


İkinci Bahar'ı izlemiş olanlar sevecektir. Çünkü bir mahalle ortamı var. Kimse çok zengin değil 'şimdilik'. Şimdilik diyorum çünkü devamını izlemediğim için bilmiyorum. Ama aniden bir karakterin yalı ya da malikaneye taşınacağını sanmıyorum.
Bunlardan alakasız olarak izlerken o zamanlar Meral Okay İkinci Bahar'da oynuyordu diye düşündüm. Emre Kınay da Yılan Hikayesi'ndeydi. Ruhi Sarı ve Günay Karacaoğlu Yarım Elma'da bu diziden sonra birlikte oynamış olmalılar. Fırat Tanış'ın gençliğini görmek sürpriz oldu. Özgü Namal'ı ise muhtemelen ilk kez Karate Can dizisinde görmüş biri olarak bu dizide görünce şaşırdım.

Karate Can dizisinin muhtemelen tekrarlarını izlemiş olduğum içindir diye düşündüm ki tarihine bakayım dedim...Karate Can da 2000-2001 yapımı gibi...
Yalnız İmdb sayfasına bakayım dedim de Karate Can neymiş böyle ya?
Müzikler Cahit Berkay, yönetmen Kartal Tibet. Zaten diziyi bilenlere Cüneyt Arkın'dan bahsetmeme gerek yok sanırım.
Karate Kid'in bir nevi yerli uyarlama dizisiydi.
Harika Çocuk Onur
Karate Can

Harika Çocuk Onur'un başrolde olduğu bir diziydi. Özgü Namal'ın karakteri Can'ı seviyordu. Can ise İpek Tanrıyar'ın canlandırdığı zengin karakteri. Can dayak mı yemişti yoksa aşağılanmış mıydı neydi bişeyler olmuştu. Cüneyt Arkın ona karate öğretecekti. Can'nın annesi istemiyordu.
 Karate Can'ı çok az hatırlıyorum. Az izledim. Gündüz öğle saatlerinde tekrarları yayınlanıyordu. Sanırım şimdinin Fox'u, o zamanların Tgrt'sindeydi.

Yeditepe İstanbul dizisi ise nasıl ilerleyecek bilmiyorum. Fakat uzun lafın kısası izlerim ben bu diziyi bundan sonra.

Nostaljik Diziler 2

Korona'nın (Corona, Covid 19) kol gezdiği bu günlerde biraz bloğumla ilgileneyim dedim.

810295656578 yıl aradan sonra Nostaljik Diziler 2 ile karşınızdayım. Bir önceki yazı için şurdan buyurabilirsiniz. Nostaljik Diziler 1


Herkül - Hercules: The Legendary Journeys




Hercules: The Legendary Journeys
Herkül

Türkçesi


Görüntü kalitesi daha iyi olanı, muhtemelen Fransızca.
Alttaki daha düşük kalite fakat İngilizce olanı.


 İmdb'nin demesine göre 1995-1999 Amerika -Yeni Zelanda ortak yapımı bir diziymiş.
Bu diziyle beraber sanırım Yunan mitolojisine dair ilk izlenimlerini edinmiş bir dolu insan vardır.Ben onlardan olmayabilirim. Sanırım öncesinde Herkül ile ilgili bir iki hikaye okumuşluğum vardı. Ama onları da net hatırlayamıyorum.(Erken alzhaymır belirtileri mi bunlar?) Çizgi filmi de vardı.(Disney harici olan da vardı)

 Her bölüm bir aksiyon oluyordu. Bir bölümünü bile hatırlayamıyorum ama..
Herkül gezinip dururdu. Yanında adını hatırlamadığım (2. resimde solda) bir arkadaşı vardı. Ama bu adam her bölüm var mıydı hatırlamıyorum. Büyük ihtimal şuan atıyorum ama onu Yekta Kopan seslendirmiş olabilir. Olmayabilir de...Hatta yüzde 98 ihtimalle o seslendirmemiştir. Adamı şuan tuhaf ve acayip bir şekilde Marty McFly'a benzettiğim için Yekta Kopan'dan başkası seslendirmiş olamaz gibime geldi. :)

 Herkül'ün başına türlü belalar gelirdi. Bunları da Hera adındaki üvey anası yapardı.  Kendisi bir nevi mitolojik fantastik dizinin her şeyin ardında olan büyük mafyası gibi bişeydi.
Onu pek göremedik ama..Muhtemelen kendisi bir tavus kuşu. Çünkü ardında hep bir tavus kuşu tüyü bırakırdı. Evet tamam dalga geçmeyi kesiyorum. Hera'nın yüzünü de gayet merak ederdim.
Zeus'un Eşi
Hera (tavus kuşu, Zeus'un zevcesi, Herkül'ün üvey annesi)
 Hera sanırım sonraki bölümlerde kendini gösteriyor. Fakat hatırlamıyorum. O bölümleri izlediğimi sanmıyorum.

Zeus (Anthony Quinn)
Hz. Hamza (Anthony Quinn)


 Bu arada Zeus'u oynayan adamın zamanında da The Message (Çağrı) filminde Hz. Hamza'yı oynamış olması hep ilgincime gitmiştir. Bu arada Çağrı filmi 1976 yapımıdır. Herkül dizisi ise 1995-1999.

Zeyna - Xena



 Zeyna kimdi? Prenses miydi? Bir amazon muydu? Hatırlamıyorum. Ama muhteşem dövüştüğünü,  muhteşem kılıç kullandığını ve hatta o yuvarlak şeyle de (üstte elinde tuttuğu şey) savaşabildiğini/frizbi gibi attığını hatırlıyorum. Ha bir de zılgıt çeker gibi bir ses çıkararak mı sıçrardı neydi...

 IMDB sitesine göre 1995 yılından 2001 yılına dek sürmüş. Yine Amerikan Yeni Zelanda ortak ürünü.


O zamanlardan aklımda kalan Xena aslında Zeyna diye değil de 'Zina' diye okunuyormuş derlerdi. Zina kulağa zina kelimesi gibi gelmesin diye Zeyna olarak çevrilmiş. Bilmem bu doğru mudur?.
Ama olabilir.

Çünkü şöyle bir örnek vereyim; İngilizcesi Pippi Longstocking, orijinali İsveçce Pippi Långstrump olan bir kitap var. Bu kitabın filmi ve çizgi filmleri var.
Bizim çevirilerimiz;
Uzun Çoraplı Kız, Uzun Çoraplı Pepe, Uzun Çoraplı Kız Pippi, Pippi Uzun Çoraplı Kız, Pippi Uzunçorap gibi bir durum da var.
Pippi'yi Pepe yapabildiğimize göre neden olmasın?
Büyük ihtimal Zeyna aslında Zina.
Bence Zeyna kulağa Zina'dan daha güzel geliyor zaten.

  Alttaki fotoğrafta en solda gördüğünüz Gabriela ile seyahat ederlerdi. (Gabriela'nın adını unutmamışım.)
Bazı bölümler Herkül dizisi ile ortaktı. Bu iki dizi birbirine benzerdi. Fantastik olaylar ve yaratıklar bolca bulunurdu. Sanırım sevgili de oluyorlardı Herkül ile...
 Ortak diziler deyince aklıma Buffy The Vampire Slayer ve Angel dizileri geldi. Ama o başka bir nostaljik diziler yazısına kalsın.


Yüz kişiden 99'u belki benzetmeyecek fakat ben  fotoğraflara bakınca Zeyna'yı biraz Hande Erçel'e benzettim. Ama çok da benzemiyor. Andırıyor sanki.






Bu dizilerin yayınlandığı dönemde 2 dizi daha vardı ki onları çok daha az hatırlıyorum.
Hele Simbat'ı hiç hatırlamıyorum. Ama vardı böyle bir dizi.
Simbat - The Adventures of Sinbad
 Yedi denizin hakimi diye tanıtımı yapılırdı. Bu yazıda içlerinde en az izlediğim dizi budur belki de. 
1996-1998 dönemine ait Kanada yapımı bir diziymiş.
 Altta 1. sezonunun introsunu izleyebilirsiniz. Ben izledim. 2. sezonunun introsunu buraya eklemesem de onu da izledim. Ama gene hatırlayamadım. Sadece şu alttaki sakallı adam karakteri biraz tanıdık geldi. Romsever bir karakter miydi acaba? Atıyorum şu an büyük ihtimal.




Tanıtım videolarını gördüğünüz üzere Herkül, Zeyna ve Sinbad oldukça benzer. Sanki  aynı elden çıkmış gibi. Zaten Zeyna ve Herkül Amerika-Yeni Zelanda ortak yapımı. Sinbad ise (ya da Simbat ) Kanada yapımı ve aynı modaya uymuş gibi. Çünkü diğerleri 1995de başlamış. Simbat 1996da.


Ve son olarak sıradaki karakterimiz ise...
Zenginden çalıp fakire dağıtan:

Robin Hood - The New Adventures of Robin Hood 

Bu dizinin görsellerini gördüğümde biraz şaşırdım. Çünkü ben Robin Hood'un yüzünü unutmuşum ama Küçük John ve Lady Marian'i hatırlıyorum. IMDB'ye bir de baktım ki Robin Hood'u oynayan kişi 1998'de değişmiş. Ama ben birinci Robin'i izledim. Yani fotoğraftaki olmalı. Saçı kahverengiydi çünkü benim hatırladığım.
Dizimiz Fransa-Amerika ortak yapımı. 1997-1999 yıllarına ait.
Yakıp atılan, hedefi 12den vurmuş oku da ortasından ikiye ayıran, ağacı delip geçen oklar sanırım bu dizideydi.
 Yalnız bişey dikkatimi çekti. Robin Hood İngilizlere ait bir hikaye. Ama dizi Fransa-Amerika ortak yapımı. Tamam Amerika neyse de...Fransa, ilginç.
Bir de 3 dizinin orijinal isimlerine bir bakalım:
 Hercules: The Legendary Journeys - Herkül: Efsanevi Yolculuklar
The Adventures of Sinbad - Sinbad'ın Maceraları
The New Adventures of Robin Hood - Robin Hood'un Yeni Maceraları

Biz böyle dizi ismi koysak millet bizi tefe koyardı. Önce biz kendimizi koyardık tabi.



Görüyoruz ki tüm bu 4 dizide de doksanlarda ejderhalara, yaratıklara, fantastik şeylere bolca doymuşuz.

Unutma Beni


Bilmem hatırlayanınız var mı? 2002 ya da 2003 yılında Metin Şentürk ve Şevket Altuğ'un bir dizisi vardı. Kanal D'de yayınlanıyordu .Fakat yayından kaldırılmıştı. Dizinin adı başlıkta da gördüğünüz üzere 'Unutma Beni'.
Sanırım dizinin adını çok içselleştirmiş olmalıyım ki bu dizi ara ara aklıma geliyor. Keşke bölümlerini yayınlasalar da izlesem. Ama yok.
Günümüz dizilerinden oldukça farklı bir diziydi. Hatta yayınlandığı dönemde de öyleydi. Keşke yayından kaldırmasalardı.
Konusu çalıntı bir şarkıydı diye hatırlıyorum.
Şevket Altuğ üçkağıtçı bir roldeydi galiba. Hırsızdı ve tütün kolonyası  müptelasıydı.
Metin Şentürk'ün babası olan karakter yıllar önce bir şarkı yapıyor. Bu şarkıyı karısı için yapıyor. Hatta plağı bile vardı.
Fakat nedenini hatırlamamamla birlikte karısı adamı terk ediyor. Üstelik 2-3 ya da 4 yaşlarındaki oğlunu da bırakarak. Bu oğul da (Metin Şentürk) merdivenlerden düşüyor ve kör oluyor. Baba oğul yıllarca birlikte yaşayıp gidiyorlar. Çocuk büyüyor ve bir gün televizyonda babasının annesi için yaptığı şarkıyı ünlü bir şarkıcının söylediğini duyuyor. Bu nasıl olur diyerek sinirleniyor, hesap sormak ve herkese gerçeği söylemek için İstanbul'a gidiyor. İstanbul'da Şevket Altuğ ile karşılaşıyor. Şevket Altuğ parasını çalıyor fakat karakolda onu teşhis edebiliyor. Nasıl mı? Tütün kolonyası sayesinde. Şevket Altuğ'un canlandırdığı karakter öyle bir tütün kolonyası müptelası ki...
Metin Şentürk'ün canlandırdığı karakteri teşhis etmesine ediyor fakat karakolda hırsızla bir anlaşma yapıyorlar ve o da komisere şöyle diyor:
- Komiserim, benim paramı çalan hırsız lavanta kolonyası kokuyordu. Tütün kolonyası değil...

Böylece karakoldan çıkıyorlar. Sonra Şevket Altuğ Metin Şentürk'e gerçekten yardım ediyor ve onu Beyaz Show'un stüdyosuna götürüyor. Neden mi? Çünkü şarkıyı çalan şarkıcı o gece konuk olacak.
Davetiyeleri yok. Öylece kapıda bekliyorlar. Görevliler davetiyeleri olmaması sebebi ile onları içeri almıyor. O sırada Beyazıt Öztürk geliyor ve Şevket Altuğ ' Sizin hayranınız. Gözleri görmüyor. Taa Bursa'dan sizin için geldi.' diyor. (Şehir farklı olabilir.)
Beyazıt Öztürk de ' Taa ordan gelmiş ha. İyi, geçin.' diyor. Ve böylece içeri giriyorlar.
Metin Şentürk seyirciler arasından çıkıp söz alıyor ve 'Bu şarkı sizin değil. Bu şarkıyı babam annem için yaptı. Yalnız siz bazı sözlerini değiştirmişsiniz. Bu şarkı babamın.' diyerek şarkının orijinalini söylemeye başlıyor.
Fakat Metin Şentürk'ü susturuyorlar ve Şevket Altuğ ile birlikte dışarı atıyorlar.
Şarkıyı söyleyen  kadının sanırım çalma olaylarından gerçekte haberi yoktu. Onun arkadaşı ya da sevgilisi olan bir adam vardı. Şarkıyı yapan o. Dolayısıyla çalan da o oluyor.

Metin Şentürk şarkının onlara ait olmadığını kanıtlamak için yollar arıyordu. Fakat zamanında babasının plağı kırmasından mütevellit kanıtlayamıyordu.
Bu arada Beyaz Show'a çıktığı o gece ekran başında onu izleyen önemli biri var. O da annesi.
Kadın canlı yayını izlerken doğal olarak şok oluyor. ' Benim oğlum kör değildi. ' diyor.
Babasının kırdığı plağın aynısından annesinde de var.
Fakat izlediğim bölümlerde anne ve oğul bir araya gelemediler.
Sonra bir de bir hırsızlık yapıyorlardı.
Neredeyse bir kahve dolusu adam, bunların içinde Şevket Altuğ ve Metin Şentürk de var. Büyük bir kasayı çalıyorlar. Sanırım kıraathaneye getiriyorlar ve nerede saklayacaklarını şaşırıyorlardı. Metin Şentürk de 'Bazen insan gözünün önündekini bile göremez' türü laflarla akıl veriyordu ve kasanın üstübe bir örtü atıyorlardı. Üstüne de saksı falan koyuyorlardı galiba. Ya da üstünde kağıt oynuyorlardı.
Hatırlayabildiklerim bunlar.
Güzel bir diziydi.

North and South

Uzun bir aranın ardından tekrar blog yazarlığına dönmüş bulunuyorum. O yüzden öncelikle 'Merhabaa!' demeliydim aslında.
Bu yazı aslında 4 yıl öncesinden kalma bir taslaktı. Sadece tek bir cümleden oluşuyordu. Bir dizi önerisi yazısı yazmaya niyetlenip bırakmışım öylece. Diziyi de izleyeli yıllar olduğu için detaylar hafızamdan silinmiş vaziyette. Fakat hatırladığım kadarını yazayım en azından. Spoiler içerir!


Dönem dizilerini seven biriyseniz size uygun bir dizi olabilir.
Dizi 2004 yapımı bir İngiliz dizisi. Bizim dizilerimizin aksine tek sezonluk ve sadece 4 bölümden oluşuyor. Ne inanılmaz (!) bir şey değil mi? Oysa bir zamanlar biz de Çalıkuşu gibi romanlarımızı cılkını çıkarmadan sadece 7 bölümde muazzam bir şekilde çekebiliyorduk.
North and South dizisini izleyeli yıllar oldu. Aklımda kalan:
Bir kız var babasıyla yaşayan. Sanırım annesi ölüyordu. Hoş sonra babası da ölüyor. Kız İngiltere'nin güneyinde yaşarken bir sebeple kuzeye taşınıyorlar. Güney aynı Jane Austin roman ve dizi/filmleri atmosferindeyken kuzey daha gri ve soğuk. Kızımız önce bu duruma alışmaya ayak uydurmaya çalışıyor. Kuzeyin bazı yönleri ona tuhaf ve kaba geliyor. Bir de zengin bir adam var. Kız fakir, adam zengin. Aslında biraz Türk dizisi gibi.  Hatta bu diziyi nostaljik bir Adana ve pamuk üretimi atmosferinde Türkiye'ye çok rahat uyarlayabiliriz. İnanın dalga geçmiyorum. Dizinin sonunda esas kızımız yüklü bir mirasa konuyor. Esas oğlanımız da fakirleşmiş oluyor.
Fena bir dizi değil. Önerir miyim? Neden olmasın? Biraz İngiltere'nin sanayisini ve çocuk işçilerini ve biraz da naif bir aşk hikayesini izlemiş olursunuz. Ve tüm bunları da sadece 4 bölümde izlemiş olursunuz.

Doctor Who 9x13

9 x 13'ü yeni izledim. Beklemediğim kadar güzel bir bölümdü.

İki Dizi 1 Elbise


Bu hafta Baba Candır dizisindeki Ece'nin ve İlişki Durumu: Karışık dizisindeki Ayşegül'ün aynı hafta aynı elbiseyi giydiklerini fark ettim. Acaba sponsorlar mı aynı?
Bu arada elbise güzel. :)

https://youtu.be/5WaqgYIJzoE?t=1h5m29s İlişki Durumu: Karışık elbiseyi görebileceğiniz sahne

 https://youtu.be/-7OhIL5a1ac?t=58m44s Baba Candır elbiseyi görebileceğiniz sahne

Bride of the Century - Yüzyılın Gelini

Bu diziyi yeni tamamladım. 2014 yapımı bir Güney Kore dizisi. Toplam 16 bölüm ve her bölümü 60 -65 dk gibi bir süreden oluşuyor. Şimdi yazının daha başında konudan bile bahsetmeden tavsiye edip etmediğimi yazmak istiyorum. Ama ne yazsam ki? Aslında ilginç bir konusu var. Ama olmamış diyebileceğim de çok şey var. Ben dizide zaman zaman sıkıldım. Daha zeki bir ana karakter bekledim. Yoktu.
Aslında zaman zaman da eğlenceli. Entrika dolu ve gizemli mamafih(bununla birlikte :)) gerçekten olmamış çok şey var. Bağrıma basamadım bu diziyi. Sevemedim pek. Bence çok fazla mantık hatası içeriyor.
Konusu şöyle bişey: Şimdi zengin mi zengin bir aile var. Lakin bu aile 100 yıldır bir lanetin altındaymış. Ailenin ilk oğlunun evlendiği ilk kişi ölüyormuş. Eee ilginç değil mi? Ne olacak bu durumda? Afişte de gördüğünüz gibi iki kadın var. Fiziksel olarak aynılar. Fiziksel olarak aynılarsa ne olur? Yer değiştirirler. Evet konudan bu kadar bahsedeceğim sadece.
Bu arada başroldeki adam You are Beautiful'un Jeremy'si. Ben sesinden tanıdım . :D

Devamındaki yorumlarım diziyi izlememiş kişiler için sakıncalıdır. :)

----Spoiler----
İlk bölümlerinde zengin kız ortadan kaybolduktan sonra müstakbel kaynanası olacak hanımefendi kız davete gelmedi diye kızmıştı. Yani bir bakıma çocuk oyuncağı mı bu dedi kadın. Tabi kızın kaçtığından haberi yok. Fakat daha sonra öyle olaylar oldu ki çok fazla tepki almadı bu olaylar. Aslında bunu yazmasam da olurdu. Pek de önemli değil.
Neyse..
İlk öpüşme sahnesi fazla zorlama. Dizideki bazı şeyler fazla zorlama. Samimi gelmiyor. Hadi tamam. Bu bir dizi ve hatta kdrama. Eyvallah.
Esas oğlanın kızlar arasındaki farkı hiç hissetmemesi beni soğuttu resmen. Hadi tamam hiç hissetmedi bunu diyelim...Sonradan bir kerede anlayıverdi. Saçmalık. İnsan öyle bir durumda önce bu kız önceki yaşadığımız şeyleri hatırlamıyor ben bunu bir doktora götüreyim diye düşünür ya...Neyse.
Esas kız...Kızım sen seni öldürmeye çalışan insanlara tekrardan yemek mi gönderiyorsun??? Afedersin ama bu seni iyi,güzel, narin veya fedakar yapmıyor. Bu seni bir gerizekalı yapıyor.
Esas oğlan ve esas kız nasıl birden böyle birbirleri için ölecek kadar aşık oldular ben anlamıyorum. Gerçi dizinin ortasından biraz ilerisinde bir yerlerde sıkılıp ara vermiştim birkaç gün..Belki o yüzden anlayamadım. :P
Esas oğlan anneannesinin katil olduğunu öğreniyor. Ve tepkisine bakın. Allah aşkına...Hiç şok olma göremedim ben.
Esas kızın büyükannesinin finalde geçmişteki ilk gelin(ilk bölümdeki gelin) olarak ortaya çıkması gereksiz bir olay. Hikayede bir bütünlük falan sağlamıyor. Hayaletin bize ilk gelinin aslında ölmediğini göstermesi yeterli olurdu.
Zengin kızın abisi  (sanırım final bölümündeydi) esas kızı cilt bakımına götürdü. Bana bunun mantıklı bir açıklamasını biri izah etsin. Sponsor yüzünden falan demeyin ama. Niye o? Niye o adam götürüyor ya?? Niye tek başına gidemiyor?
☻Hayaletin daha ilk baştan kötü biri olmadığı belliydi. Hatta bu olayın sadece bir test olduğu da çok belliydi. Hayalet ilk bölümden favorim oldu hatta. Suyun altındayken gerçekten ürkünçtü.
☻Kötülerin sonunda pişman olması iyi yolu bulması fazla şey...Neydi o kelime? Aklıma gelmiyor. İyimser mi diyelim?
☻Hayalet niye zengin kızın annesinden intikam almaya çalışıyor ki? Kadın reenkarne bile olmuş olsa ne alaka? Onu öldüren kadın da ölmedi mi geçmişte...Eeee yani? Git o zaman konuş ruhuyla ne bileyim. Yahut git 100 yıl önce daha kadın yaşarken musallat ol ona. Zengin kızın annesiyle aslında hiçbir alakanız yok ki be gülüm. Reenkarne olayları bayaa bir var kdramalarda. Arang and the Magistrate ve  Rooftop Prince dizilerinde vardı mesela benim izlediğim.
☻Esas kız aklına estikçe ben gidiyorum kaçıyorum kafalarında. Fazla tekrarladılar bunu. Sıkıyor bi zaman sonra.
☻Esas kız zengin kızın yerine geçtikten sonra hiç rol yapmadı hemen hemen. Kafasına estiği gibi davrandı. Zengin kız balık yemez mesela.. Bizimki atlar yer de yer. Zengin kız hayvanlara yaklaşamaz. Bizimki kedi peşinde. Sahi o kediye ne oldu en son göremedim? Ne güzel yaratıktı. <3
☻Esas kız önceleri 3 adamı aynı anda dövecek güçtedir. Sonra hatta restoranında sarkan bir adamı bile kolundan tutup atar. Ama zengin kızın annesi gelip saldırmaya kalkışınca bir şey yapamaz. Kaçar ve hatta neredeyse boğularak öleyazar.
Böyle bişeyler vardı işte, bir sürü olmamışlık.
Bir de bir şey dikkatimi çekti, kilise.. ☺ Kız Kulesi olmaya aday bir kilise...

Bir kdrama, bir film ve bir film daha

Son zamanlarda pek yazı yazmadım. Aslında birkaç ay önce Healer adlı kdrama ile ilgili bir yazı yazmayı düşünmüştüm ama kısmet olmadı. Hem Healer'ı  hem de son zamanlarda izlediğim bir iki filmi buraya eklemek istedim.



Healer - Hilleo
Bu diziyi nasıl tanıtayım, konusunu nasıl anlatayım bilemiyorum. Ama şöyle başlayayım : ) İzlemenizi tavsiye ederim. Fragmanına bakarak biraz fikir edinebilirsiniz.


Healer 2014 yılında başlayıp 2015 yılında tamamlanan bir kdrama. 20 bölümden oluşuyor. Türü romantik, aksiyon, gizem. Valla izleyeli aylar oldu. Detaylar doğal olarak uçtu gitti benden. Ama gerçekten güzel bir kdrama. Fakat şahsi fikrimce  finali alelacele yapılmış.. Ama genel olarak güzel. Esas kız daha akıllı olsa daha iyi olurdu ama. İzleyin.


Far from the Madding Crowd - Çılgın Kalabalıktan Uzak

2015  Britanya - Amerika ortak yapımı ve kitaptan uyarlama bir film. İsterseniz fragmana buyrun. 
 Bu arada baştan söylemem gerek kitabını okumadım. Yazarı Thomas Hardy'ymiş.
 Dönem filmlerini seven biriyim. Ama bunu değil.
.Bu filmdeki ana karakterle ilgili söylemek istediğim yegane şey...Bathsheba kendini zeki sanan bir gerizekalı.
Hakkında daha fazla bir şey yazma gereği duymuyorum. 




Northanger Abbey - Manastırda Aşk

2007 yılı yapımı bir tv filmi. Yine kitap uyarlaması...Jane Austen.
Esas kızımız gotik romanlar okumayı seven hayalci ve saf bir kişilik. İleride büyük bir mirasa konacağı fikriyle etrafını çıkarcı kişiler sarıyor. Daha fazla anlatıp da spoilerlara boğmayayım okuyanı. Bu filme karşı biraz nötrüm. İyi ya da kötü bişey diyemiyorum. Ama illa izleyin diyemeyeceğim. İzlemeyin de demiyorum. Ne iyi ne de çok kötü.

Beyaz Yalan


Beyaz Yalan dizisinin tanıtımları ilk dönmeye başladığı zaman şimdi de La Usurpadora uyarlanıyor gibime geldi.
Yaşı yetmeyenler bilmez, yetenler bilir. TGRT daha FOX TV 'ye dönüşmediği zamanlar Sahte Dünyalar diye bir dizi yayınlanırdı.
Not: La Usurpadora ( Sahte Dünyalar) 1998 yılına ait Meksika yapımı bir dizidir.
Kendime not: Nostaljik Diziler 2 yazısını yaz artık.
Şimdi Beyaz Yalan izleyicisini düşünerekten spoiler olabilecek şeyler yazmayacağım, gerçi yazsam da sanki bir şey farketmeyecek çünkü ana konu aynı gibiyse de bayaa değiştirmişler gibi. Lakin değiştirilmiş olsa da La Usurpadora (Sahte Dünyalar) bu dizi.


La Usurpadora Açılışı


Alttaki dizinin tam şarkısı olmakla birlikte video fazla fazlaca spoiler içerir.

The Master's Sun


The Master's Sun 2013 yapımı bir kdrama (Güney Kore dizisi). Türü ise; romantik, komedi, fantastik, korku.
Toplam 17 bölümden oluşuyor.
Konusu şöyle:
Tae Gong Shil adlı esas kızımız hayaletleri görebilmektedir. Ve bu durum da hayatını feci derecede etkiler.. Herkes deli olduğunu düşünür. Geceleri uyuyamaz. Bir gün Joo Joong Won adında bir adamla karşılaşır. İşe bakın ki adama dokunduğu anlarda hayaletlerin yokolduğunu farkeder. Farkeder farketmez de adama yapışır.  Joo Joong Won ise gözü paradan başka bir şey görmeyen zengin biridir. Tae Gong Shil'i başta deli sansa da çok geçmeden gerçeği anlar.

Mutlaka izleyin demiyorum. Ama izlenebilir.

Yazının devamı spoiler içerir. Hatta spoilerdan ibaret de olabilir.''''''''''''''''''''''''''''


Tae Gong Shil sarhoşken içine kedi köpek kaçması güzeldi.
Çocuğunu şemsiye ile döven annenin olduğu bölüm etkileyiciydi.
Piyanistin olduğu bölümde karısının 'sen titiz değil tembelsin' demesi güzeldi.
Kang Woo(güvenlik şefi)'nun hayaletlerden korkması güzeldi ama iyi kullanılamadı.
Enişte'nin karısına devamlı olur olmadık durduk yere ve her pot kırdığında ' saranghae ' demesi komikti.Başta dizinin kötü karakterlerinden biri olabileceğini düşünmüştüm ama alakası bile yokmuş.
Halanın seramik hayaleti korkunçtu.
Kahve seven hayalet iyiydi.
Hayaletleri evlendiren kadın korkutucuydu. Yahut yeni botoks yaptırmıştı.
Joo Joong Won'un Tae Gong Shil kilitliyken kilidi açması ama para mevzu olunca kapıyı açmaması ve kız kapıyı kendisi açınca da 'kapıyı ben açmadım kendisi açtı' demesi güzeldi.


Hafıza kaybı meselesi tuhaftı. Klişeydi demeyelim. İzlediğimiz çoğu şey zaten klişeden ibaret. Önemli olan nasıl işlendiği sunulduğu vs.
Joo Joong Won bazı yönlerden Secret Garden'daki esas oğlana benziyordu. Mesela yaşı. Mesela avm sahibi olması. Mesela hafıza kaybı geçirmesi.
Dizinin bir yerinden sonra çöken rehavet beni benden aldı. Hele eldeki ikizler malzemesi anca bu kadar kötü kullanılabilirdi. Herhalde senarist ikiz meselesine sonradan karar vermiş. Başka bir açıklama getiremiyorum.
Tae Gong Shil sonlarda fena saçmaladı. Joo Joong Won da etkisiz eleman gibi kaldı.
Daha iyi olabilirdi diyerek yazımı noktalıyorum.

Bu nasıl sezon?


Koskoca bi sezon bitti.
Daha noel özel bölümü de var ama sonuç olarak sezon bitti.Şu Danny Pink karakterini nasıl böyle ortaya koydular Clara'yı nasıl berbat bi hale getirdiler hayret valla...
♦♣♠◘♦♦ Dikkat!! Yazı Doctor Who 8. sezonu spoilerları ile doludur.


Bu sezona Doctor yeni bedeniyle başladı.Başta pek alışamadım.Sesi çok farklı geldi falan filan..Ama sezonu bitirdim ve şu anki fikrim şu..12. Doktor'un davranışlarında bir ahenk yok. Sezon o kadar gereksiz bi şekilde ilerledi ki Doktor'dan ziyade Clara'yı izledik zaten.

Clara & Danny sezonuna bir bakalım:

Şimdi kaçıncı bölüm itibariyle ortaya çıktı hatırlamıyorum ama Danny Pink adında eskiden asker olan bir matematik öğretmenini ortaya attılar.Buraya kadar iyi hoş.İlk gördüğümüzde sempatik bile denilebilecek bi karakterdi.
Sonra Clara bu adamı görür görmez flörtleşmeye başladı.Ama asıl olay ' Listen' adlı bölümde oldu.Clara gelecekte tıpatıp Danny'ye benzeyen bir adam gördü.Böylece de muhtemelen Danny ile ilerde evlenmiş olduğunu ve karşısındaki adamın da muhtemelen torunlarından biri olduğunu düşündü.Böylelikle de birden bire Danny onun için daha öne çıktı ve vazgeçilemez oldu.
Kader ağlarını örer ve Doktor askerlerden nefret eder...
Clara bunu bildiği için Danny'yi tanıştırmaya çekinir.Bu uzun süre böyle devam eder..Clara bi Doktor'un yanında bi Danny'nin yanında bi koşuşturmacaya girer.Sonunda tanıştırmaya karar verir.
Doktor Clara'nın sevgilisinin eski bir asker olduğunu öğrenince otomatikman Danny'yi hiç tanımasa da ondan hoşlanmaz.Danny de hiç tanımadığı Doktor'a karşı ukalaca ve sinir bozucu bir tavır takınarak üzerine tuz biber eker.
Danny o tanışma bölümünde havaya sıçrayarak/takla atarak -pehh- dünyayı kurtarmış olur.Clara'yı Doktor'dan uzaklaştırmak ister.Sonra 'Kill the Moon' bölümünde Clara Doktor'a kızar.Danny'nin istediği gibi Doktor'la olan ilişiğini kesmeye niyetlenir.Ama yapamaz.
Zamanda yolculuklarına son vermiş gibi davranır.Kısaca 2 tarafa da yalan söyler.Ama Doktor hep biliyordu aslında.
Bir gecede her yeri orman kaplamış olan bölümde Danny de öğrenir ama çok büyük bi olay falan çıkmaz.
Sonra final bölümünün 1. kısmında Clara'yı her yeri manyak gibi post it'lemiş olarak görürüz.Sebebi neydi ki?
Sanki çok acil önemli bi olay varmış gibi Danny ile telefonda konuşur.Danny odada konuşuruz vs bişeyler der.Ama Clara olmaz der.İlla şimdi diye diretir.
Seni seviyorum der ve bir bakıma Danny'nin ölümüne sebebiyet verir.Çünkü Danny Clara'yı dinlerken azcık afallar ve dikkatsiz bi şekilde yola çıkar.Araba çarpar ve ölür.
Clara hafiften çıldırır ve Doktor'u tehdit ederek sevgilisini geri getirmesini ister.Doktor elinden gelebilecek yegane şeyi yapar.Lakin Danny Missy yüzünden siberman olarak hayata döner.Bu da Rory'ninki gibi plastik askerlikten daha farklı bir durumdur. Mutsuzdur.Clara'dan kendisini öldürmesini ister.Ya da en azından onu hissiz duygusuz kılmasını diyelim..Clara sonikle bişeyler yapar..Ama Danny'nin bilinci tam gitmemiştir ve tam otomatik bir sibermana dönüşmez.Halen de Clara'ya zarar vermez.
Doktor siberleri kontrol etme gücünü Danny'ye verir.Ne de olsa Danny kendine hakim bir sibermandir.
Böylece Danny siberman ordusuna hakim olur.Orduyu ve kendisini patlatır yokeder.Yine dünyayı kurtarmış olur.Sonra 2 hafta sonra falan Danny'nin diğer taraftan dönme şansı ortaya çıkar.Ama dönmez.Çünkü bu tek kişilik bir şanstır ve bu şansı da daha önce askerdeyken öldürmüş olduğu çocuğu hayata döndürmek için kullanır.
Clara ve Doktor buluşur.Doktor Danny'nin hayata döndüğünü sanır.Clara'ya Gallifrey'i bulduğunu ve orada yaşayacağını söyler.Clara da Doktor'un Danny'nin hayatta olduğunu düşünmesine izin verir.
Vedalaşarak ayrılırlar.
The End

Amy & Rory'nin olduğu sezonlarda hiç Rory'den-Amy'den ,evlerinden, işlerinden, ailelerinden falan hiç sıkılmamıştım.Amy Doktor'dan az göründü çok göründü hesabı da yapmamıştım.Ama bu sezon Clara'da maalesef öyle olmadı.Ayrıca bay Pink de sinir bozucu.Ayrı ayrıyeten Doktor da bu sezon bayaa bi değişti. Sorun Capaldi'den ziyade senaryonun ilerleyişinde.Tamam,yeni beden,yeni tavırlar,yeni zevkler (11.deki papyon ve fes manyaklığı gibi)...Ama asıl sorun Doktor'un ileriye çıkamamasında.Zaten diziyi yapanlar da farkında herhalde bu durumun ki jenerikte Clara'nın gözlerini gördük.'Clara Who'  da yazabilirlerdi aslında...
Clara'nın olayı artık bitti mi bilmiyorum..İnşallah bitmiştir.
Tardis'in telefonunu Claracığa 'Missy' vermiş.Bunu da öğrenmiş olduk.Ama şu altta gördüğünüz fotoğrafla ilgili bişey çıkmadı.Çıktıysa da ben kaçırdım orayı herhalde..Ama yok,çıkmadı.
Görüldüğü üzere kitabı Amy yazmış.Bunu bir yere bağlamadılar.-henüz-

  Sezon finalinde Missy Master çıktı. Doctor'u öptü.. :d-töbe bismillah-
Missy'nin konuşma şekli sesi falan eğlenceli.Hele Doctor'a yetkili benim dediği zaman konuşma şekli bayaa eğlenceliydi.Ama adını hatırlayamadığım  50. yıl bölümünde tanıştığımız uzun atkılı kızı öldürmese iyiydi.
İnsanların siberlerle fotoğraf çekilmesini gördüğümde valla birden güldüm.Korkunç biçimde gerçek bi bakış açısıydı. :D Üstelik Missy şapkasını yere koyup hemen işi ticarete döktü. :D Hani türkler uzaylı görünce taş atar muhabbeti var ya,çağ değişti ve artık türkler uzaylı görse direkt selfie çeker..Tamam dizidekiler ingiliz...Ama olsun..
  Missy iyi bi plan kurmuş etmiş dünyayı istila edebilecekken pat diye her şeyi Doctor'a bıraktı.Senarist amca dünyayı siberlerden kurtaracak bişey düşünememiş de sanki bari Missy kendi şöle yapsın hem Pink de kahraman olsun demiş gibi..

Missy gelecek sezonda olabilir..Olsun zaten..Kaçtı gitti biyerlere..
Sezon finalinde uyuz olduğum şeylerden biri de şu bileklik oldu.
O bilekliği seri üretime soksalar...Diğer taraftan herkes kanlı canlı dönebilecek..Bileklik sayesinde Missy'nin bi ölülerin bilinçlerinin olduğu yere bi normal dünyaya gelmesini bi şekilde mantığa oturtabiliyorum.Ama bilekliğin yeni beden oluşturmasını çok şeedemiyorum.Öte yandan Doctor Who izliyon ne bekliyon demi?Adam (Doctor) kendisi defalarca rejenerasyon geçiriyor.Ama yine de çok şeedemedim bilekliğin öyle bi gücünün olmasını.Yoksa bu bileklik saçmalığının sebebi River'ı geri getirmeye bi ön hazırlık falan mı?


Doctor Gallifrey'i bulamayınca çok üzüldü.Gallifrey sakın görünmez olmasın?Master/Missy psikopatının neeetceğe belli mi olur?
Ama gelecek sezonda artık Gallifrey'i aramaya başla be Doctor...Ööle armut piş ağzıma düş diye beklemek nereye kadar?Bi aradığını görelim artık...
Ama her şeyden önemlisi Clara'dan ve Pink'ten kurtulmuş olmamız.Nihahahhahaha...-yankılı kötü adam kahkahası-

You Who Came from the Stars


Taze izlemiş sayıldığım bu diziyi tanıtmak istiyorum.Türü bilimkurgu fantastik romantik komedi drama...Ama romantik komedi.
Yalnız ne kadar da değişik adları varmış bu dizinin..Bakınız:

You Who Came from the Stars
You from Another Star
My Love from the Stars
My Love from Another Star
Man from the Stars
Man from Another Star

Orijinal dilde nasıl söyleniyor nasıl bir anlamı var ki bu kadar değişikçe adlarla çevrilebilmiş??
Türkçesi ne o zaman bunun? Sevgilim başka bir yıldızdan..Yıldızlardan geldin...Yıldızlardan gelen adam...Böyle bişeyler herhalde..Olmayan İngilizcemle bu kadar şeedebildim.
2013 yılında yayınlanmaya başlanıp 2014 yılında tamamlanmış.Toplam 21 bölümden oluşuyor.-Çok tuhaftır İMDB 22 diyor-Her bölüm yaklaşık 60 dakika.
Esas oğlan (Do Min Joon) bir uzaylı.Esas kızımız(Cheon Song Yi)ise bir aktris.
Bu dizi en son izlediğim -ki hepsini de buraya yazdım- kdramalar arasında açık ara en iyisiydi.Hatta en iyiler listenize girebilecek bir kdrama.O yüzden baştan söyleyeyim..İzlemenizi tavsiye ederim.

Do Min Joon 400 yıldır dünyamızda yaşayan bir uzaylı.Zamanı durdurmak ve ışınlanma gibi yetenekleri var.Çok iyi işitebildiğini de eklemek gerek.Cheon Song Yi ise ünlü bir aktris.
Esas oğlan(uzaylı) tam da gezegenine dönmesine 3 ay kala esas kızla tanışıyor.Ve olaylar gelişir..
400 yıldır kaçındığı ne varsa hepsi başına geliyor.
Zaman zaman çok komik zaman zaman ağlatacak cinsten bir kdrama.

Dizideki kötü adamın kötü olduğunu,adamın ilk göründüğü sahneden anladım.Yüz ifadesinden falan değil...Konuştuğu konudan.Bunu bir kenara bırakırsak valla oyuncu (kötü adamı canlandıran)çok başarılı.
Dizinin esas kızı Cheon Song Yi biraz manyak/komik/megaloman bi tip.Çok komik ve şapşal olabiliyor..Olmayan ingilizcesiyle hava atmaya çalışıyor.'Upss sowry..'  Pek sevilesi bi karakter.
Do Min Joon ise cool bir uzaylı.Ama sonradan çok değişiyor.-Ne kadarsa spoilersız bir yazı yazmaya çalışıyoruz şurda.-
Dizi genel itibariyle güzel.Ama final bölümünden çok memnun kalamadım.Siz belki bayılırsınız..Bana aldırış etmeyin..

--------♣♣♠♠◘◘♦♦------Geriye kalan yazı spoiler içerir.

Esas kıza aşık olan diğer adamın adını hatırlayamıyorum.Aha durun bakıyorum..Adı Lee Hwi Kyung.Gayet iyi çocuktu.Hiç çirkeflik de yapmadı.Cheon Song Yi'nin peşinde 15 yılını heba etmiş..Yazık bee..
Yoo Se Mi onu kapamadı ya..Nasıl sevindim nasıl sevindim.. :D  Bi saniye 2017 yılındaki ödül törenine Yoo Se Mi ile gelen o değildi değil mi?Dimi????
Cheon Song Yi sarhoş olduktan sonra yaptığı şeyleri hatırladığı yerde çok güldüm.Gülünmeyecek gibi değildi. :D

Altta görmüş olduğunuz repliğe de gülmüştüm. :)  Aklıma geldiği için dur şunu fotoğraflayayım dedim.

Zavallı Do Min Joon ..Benim de olsa nutkum tutulurdu. :D 

Yoo Se Mi'nin çektiği fotoğrafta adam çok da düzgün görünmüyorken herkes tanıdı.Orda hem saçı da değişik..Burnu var..Ama ağız kısmı görünmüyor.Ne göz varmış herkeste..Ben olsam tanıyamam.

Cheon Song Yi ve -adını yanlış hatırlamıyorsam- Han Yoo Ra'nın  düğünde gelinin yanında poz vererek kapışmaları da güzeldi. Ama bana vücut geliştirmecileri hatırlattıkları için -eheh...bi tek benim aklıma gelmiş olabilir..onlar daha çok dergi kapağı çekimi için poz verir gibiydiler- ekstradan komiğime gitmiş de olabilir. (^_^)

Do Min Joon'un Cheon Song Yi'yi öptüğü zamanlar hasta olması da güzeldi.Hatta kız şöyle bişey dedi bi ara 'dur ben seni bi öpeyim de iyice bi bayıl'.
Güzel dizi..Ama finalinde eksik bişeyler var bence..Bir de NASA hiç el atmadı ışınlanma olayına..
Herhalde:
-Ağğbi feyktir bu yaa..  dediler.

' Listen ' Bana Böyle Bölümlerle Gelin



Doctor Who'nun 8. sezonu benim açımdan sıkıntılı başlamıştı.Zaten dizinin başrol oyuncusu değişmişken ve ben hareketlerine ve sesine alışmakta zorluk çekerken..Üstüne de pek iyi bölümler gelmeyince bu beni Capaldi'ye özellikle boktan bölümler yazmışlar diye düşünmeye itmişti.
Yani Doctor Who normalde her bölümü harika ötesi olan bir dizi değil. Ama başrol oyuncun yeni değişmişken daha farklı daha iyi bölümler bekliyor insan.
1. bölüm kötüydü
2. bölüm 1. bölümden daha iyiydi
3. bölümde doktorun zeka seviyesini düşürdüler gibi bişey...Ve ana hatları 1. bölüme benziyordu.Bir de Robin Hood deyince insan daha iyi bir bölüm bekliyor.
Gelelim 4. bölüme...Yani Listen'a...8. sezonun şimdiye kadarki en iyi bölümüydü.Ayrıca sayılı bölümler arasına girebilecek kadar da güzel bir bölümdü.
Not: Karanlıkta izlemenizi tavsiye ederim.

Bölümü izlemediysen ve dizi keyfini mahvetmek istemiyorsan devamını okuma.


##----Spoiler içerir-----

Yalnız 'listen' diye o yazıyı kim yazdı? Clara senin el yazına benziyor dedi.(8. sezon 1. bölümde de restorana gelmeleri için gazeteye bilmeceli bulmacalı not bırakan biri vardı.Kesin doktor bu.)
Yataktaki muhtemelen yetimhanedeki çocuklardan biriydi.
Ama kapıyı çalan neydi? Kapıyı çalan şey acaba 4. sezonun 10. bölümünde olan şeyle aynı olabilir mi?Feci derecede bana o bölümü hatırlattı. Hani Colin Morgan(bildiğiniz Merlin)'ın olduğu Midnight adlı bölüm.
O bölüm de ne güzel bölümdü ha...

##----Spoiler Sonu-----

Rooftop Prince


















 Bir kdrama serisini daha bitirmiş bulunuyorum. Bu seferki dizimizin adı Rooftop Prince (Türkçesi Çatı Prensi gibi bişey herhalde).

 2012 yapımı bu kdramanın konusu şöyle: Kore'de günümüzden 300 yıl öncesi sarayda bir cinayet işlenir.Öldürülen kişi de veliaht prensestir.(spoiler sayılmaz bu) Prens cinayeti araştırmaya başlar.Sonra birden  3 adamıyla birlikte geleceğe ışınlanır.Işınlandığı yer de Pak Ha'nın çatı katındaki evidir.Evinde 4 yabancı olduğunu görünce Pak Ha'nın aklı çıkar..Vs vs..Hem fantastik hem komik hem de dramatik bir dizi.
Not: 20 bölümden oluşmakta.

 Şahsi fikrimce özellikle 1. bölüm çok güzel.Gel beni izle ulan diye bağıran bir bölüm resmen.

 Cheongdamdong Alice ve Birth of a Rich Man'den sonra pek güzel geldi bu dizi.Boğmak istediğiniz karakterler daha dozunda.(Ama onları da gerçekten boğmak istiyoruz)Cheongdamdong Alice'te ise korkunç bir orantısızlık vardı. Herkesi boğmak istiyordu insan. Esas oğlan dahil buna. (Salaksın olm..)
Birth of a Rich Man ise..Ne bileyim...1 bölüm sanki 3-4 bölümmüş gibi geliyordu.Saçmalaması dozunda gelmiyordu..Çok şeedemedim..Sevemedim..
Rooftop Prince ise bana daha izlenilir geldi. Ama özellikle son bölümlerde sıktı beni biraz..İzlemek için hiç acele etmedim.
Gelgelelim bi sürü sırıtan şey var dizide.Bir ikisini spoiler ibaresi altında deşicem..Ama benim asıl şikayetim sonundan.O son olmamış.Cık

Spoiler yemek istemeyen devamını okumasın.


---------#--------Spoiler--------#---------

Sırıtan şeylerden bir ikisi:
 Se Na kartpostalda imzayı gördü tamam da..Görür görmez resmin 2 yıl önce çizildiğini nasıl çözdü?Adam belki yeni yaptı resmi olamaz mı?Zaten aynı evde yaşıyorlar..
 4. Bölümde bir sahnede gece iken diğer yerde gündüz ya da tam tersi .Gerçekten can sıkıcı bir durum.
Pak Ha'yı canlandıran oyuncu kahkaha atmada kendini geliştirmeli. Çünkü yapmacık duruyor.
 Bazen olaylar çok atlamalı geçiyor.Sanki montajda bir sorun var gibi.Ya da yönetmende bir sorun var gibi.Belki durumu iyi tarif edemedim ama izleyen anlar.
 En başından beri gölde boğulan kişinin kim olduğu belliydi.Yani şüphe duyulacak bir yan yoktu.
Ama neden boğulduğu konusunda merakım vardı.
O şekil olduğunu beklemiyordum.Bile bile ölüme gitmiş kızcağız.
Amma ve lakin veliaht prens olayın öyle olduğunu nasıl çözdü??

Telefonlar,internet,ses kayıt cihazları hatta araba kullanmak..Çok kolay halletttiler.Ama buralara takılmıyoruz.

 Dizinin kötü adamı kazayla zincirleme katil olabilecek bi tip.Kuzenini kazayla öldürür gibi olur. Aynı şekilde de prensi kazayla öldürecek olur.Se Na'nın annesi (gerçek olmayan) de gidiyordu nerdeyse..

Se Na Lee Gak'ı saydam görünce yeterince reaksiyon göstermedi sanki.Belki de yeterliydi..Ama daha bi korkmasını beklerdim o an.
Pak Ha'nın annesi daha Se Na'nın sahtekarlığını yeni görmüşken Pak Ha'nın fotoğrafını görür görmez tek soru sormadan kızıııım diye atlaması biraz şey......İnsan bi durur,şüphelenir..

Bu arada anneleri tam bir guguk kuşu.Yumurtayı bırak kaç..Yumurtayı bırak kaç..

 Nilüfer çiçeği kızımızın bence peçe takmasına gerek yokmuş.Peçe bana yüzünün bir yarısının komple yandığını düşündürtmüştü.Ama peçenin amacı -aslında senaristin- prens Pak Ha'yı tanıyamasın diye.
Prensin adamlarına gelelim..Diziyi onlar götürmüş bayaa bayaa..En son hatırladığım Pak Ha ve Lee Gak'ı dışarda yakaladıklarında hızlı hızlı yürüyerek kovalamaları oldukça eğlenceliydi.Pilavlı omlet işine girmişler diye haber aldık en son.

Son olarak da final bölümü hatta final sahnesi hakkında yakınmak istiyorum.Orda ne oldu biri bana anlatsın.Valla..Ne oldu orda??
Şimdi Tae Yong komadan çıkmış.Burası tamam.
Komadan çıkınca Pak Ha'nın dükkanına geldi.Burası da tamam.
Pak Ha'dan yine hoşlanıp resmini çizdi ve onu yine bir yere çağırdı.Burası da tamam .
Ama gelen kimdi?
Tae Yong geldi ve geldikten sonra prense mi dönüştü?Yani Tae Yong'u komple ortadan kaldırdılar da yerine Lee Gak mı kaldı?
Yoksa gelen zaten Lee Gak mıydı?Malum prens ellerini arkasında birleştirir.
Ama gelen kişi önce 2012 Kore'sinin kıyafetleriyleydi.Sonra üstündekiler prensin kıyafetlerine dönüştü.
En mantıklısı Tae Yong'un ortadan kaldırılması gibi.
Ama öyle de olsa böyle de olsa hatta ben anlayamamış olsam bile o final sahnesi olmamış.

---------#-----Spoiler-------#----------

8. Sezon 2. Bölüm - İnto The Dalek


2. Bölümü az evvel izledim.
Birinci bölüme oranla daha güzel.Clara gayet normale dönmüş.Yeni doktora alışmaya başladım.Doktorun hali tavrı eskilere göre daha ciddi. 11. doktorun neredeyse yaşlılıktan öleceğini düşünürsek normal.Bir de artık rejenerasyon geçirmeyeceğini varsayarsak o yönden de böyle olabilir.Ama rejenerasyon işi hiç belli olmaz.. 2-3 yıl sonra bi de bakmışız yeni bir doktor gelmiş.(mesela yani)




======Spoiler=======

Şu bayan Missy bu sezonun bölüm sonu canavarı olacak gibi. Sanki Doktor yüzünden ölenlerin bilinçlerini topluyormuş gibi..Sezon sonuna kadar ölen kişileri toplayıp ordu yapacak sanki kadın.Gözleri korkuncumsu....Göreceğiz bakalım kimin nesi kimin fesi..

======Spoiler==========

8. Sezonun İlk Bölümü

     Doctor Who'nun yeni sezonunun ilk bölümünü dün izledim.Aslında bölümleri biriktirip öyle izlemeye alışkınım.Ama bu sefer gerçek zamanlı takip edicem herhalde.
İlk defa yeni bir doktora alışmakta zorlanacak gibiyim. Halbuki Peter Capaldi'nin 12. Doktor olacağını öğrendiğimde hiç sorun etmemiştim.
Benim için 12. doktordaki yegane sorun sesti.Sesine alışamadım..Gerçi henüz sadece 1 bölümcük gördük..2. bölüm belki daha güzel olur.Ha bu arada bölümü hiç sevmedim.
Clara'yı da bi güzel mahvetmişler.Bu kız tüm doktorların yüzünü görebilen yegane kişi bile olabilir lan..Nasıl;ama saçları gri..Kırışıklıkları var diye gezinebilir ki??
Zaten kendisine ayılıp bayılmazdım..Nefret de etmezdim..Normal bi karakterdi.Ama iyice sinir oldum şimdi.Hiç bi şekilde gözümde toparlayamaz artık.O kadar kişi doktorla yolculuk yaptı..Bu aralarından en gıcık kaptığım Clara oldu gibi.
Ben Rose'u da pek sevmezdim gittiği zamana kadar..Gittikten sonra bi kıymetlendi valla o. :) Clara'da böyle bir şey olacağına inanmıyorum..Clara'yı keşke sadece sufle yapmaya çalışan kız olarak bıraksalardı.Valla harika olurdu.Sufle yapmaya çalışan kız daha daha zeki ve sempatikti.Doktor bir dalekle seyahat etse şahane olmaz mıydı?(Bu şimdi aklıma geldi.. :D ) Olmazdı.. :D Sufleci kız kanlı canlı yanında olsa bizim gıcık Clara'dan 30 kat iyi olurdu.Zaten anlamıyorum yol arkadaşları niye illa günümüzden olmak zorunda?Gelecekten de olsun.
En sevdiğim yol arkadaşları ise Donna ve Amy-Rory gibi şimdilik.
   10. doktora ve 11. doktora 1. bölümden alışmak benim açımdan çok kolay olmuştu.  12. doktora da alışırım herhalde.Yeter ki Clara'yı bir an evvel uzaklaştırsınlar diziden.Ki gidecek diye biliyorum ben..
Hadi inşallah.

Birth Of A Rich Man - Zengin Bir Adamın Doğuşu


Bu diziyi yeni tamamladım. 2010 yapımı bir kdrama..20 bölümden oluşuyor.
Dizinin konusu ise şöyle: Babasını hiç tanımamış olan Choi Seok Bong,onun bir milyarder olduğunu düşünmektedir.Bu durumda o da bir milyarderin oğlu olmaktadır.Öyleyse babasını mutlaka bulmalıdır.
Şimdi pek iyi hatırlayamıyorum ama birinci ikinci bölümleri fena değildi galiba..Ondan sonra ne olduysa sıkmaya başladı.1 bölüm yerine sanki 2-3 bölüm izlemiş gibi olmaya başladım.Ortalama bir bölüm 65 dakika falan...Ama bunun süreyle alakası yok.(ahaha bizim diziler 90 dk)Tek bir bölümde sanki fazla olay ve de fazla saçmalık vardı..
Ne zaman ki şu otelden kurtuldular işte o zaman biraz daha izlenebilir/katlanılabilir bir hale geldi.Çünkü ondan önce diziyi bırakmayı düşündüm.Devam etmemin sebebi yarım bırakmayı istememekti.Çünkü altı üstü 20 bölümden oluşan bir dizi işte...Kdramalar bu yönden Türkiye'ye örnek olmalı.
Düşünsenize, bizde yıllardır Deniz Yıldızı gibi diziler devam etmekte..Deniz Yıldızı demişken...İlk bölümlerinden bazılarını izlemiştim.Daha sonra itinayla zapladım.En son geçenlerde reklamını gördüm..Sanırım farklı bir kanalda devam edecekmiş..Bir de baktım (reklamına) eski oyunculardan sadece 2 kişi kalmış.. o_o
Başroldekiler,yan roldekiler falan kimse kalmamış ama dizinin adı bile değişmeden hala devam ediyormuş..
Deniz Yıldızı dedikodusu yapmayı kesip devam ediyorum.
Ne de olsa sadece 20 bölümcük diyerekten izledim.Zaman zaman saçma sapan,zaman zaman da komik sayılabilecek bir dizi.Ama tırt geldi.Senaryo azıcık daha iyileştirilse daha iyi olacakmış.Allah aşkına holding patronunun gönderdiği,çakıyla adam kaçırmaya çalışan(aslında çalışmayan..aslında Cüneyt Arkın'ın  Battal Gazi türü filmlerindeki gibi vursun da yıkılayım diye bekleyen tipler..ki o filmlerdekiler bile daha inandırıcı olabilir..) 6-8 kişi kişi var.Tabanca yok...
Tabi olmasın ama biraz özen gösterin yahu...Daha neler var da..Hepsini yazacak değilim.
Bu dizi aslında anime olarak yapılsaymış çok daha iyi olurmuş.Valla anime olmaya çok müsait geldi.

Son bölümde Boo Tane Hee'nin sekreteri kiminle evleniyor mevzusu güzeldi.Güldürdü.

Mutlaka izleyin denilecek bir dizi değil.İzlemek isterseniz de size kalmış...

Nostaljik Diziler 1

Bizim Ev - Full House

Bu dizide kalabalık bir aile vardı.3 kızı olan bir baba.Bir dayı..ve yanlış hatırlamıyorsam bir amca.(Sonradan dayının evlenmesi ile daha da kalabalıklaşırlardı)
 Sadece üç karakterin adını hatırlıyorum.Zaten en sevdiklerim de onlardı. :)
Mini mini Michelle
Bu karakteri Mary Kate  ve Ashley Olsen kardeşler canlandırmıştı.
Michelle başta epey minik iken ilerleyen zamanda büyümüştü.
Bu dizi ile beraber ünlenen ikiz kardeşler daha sonra epey bir filmde rol aldılar.
Stephanie
Sevdiğim bir diğer kız kardeş.Aslında bu karakteri çok da hatırlamıyorum.Ama sevdiğimi hatırlıyorum.Galiba ortanca çocuk olmaktan pek hoşlanmazdı.
Üçüncü kız kardeşin adını hatırlamıyorum.Kendisi en büyük kız oluyor.Başta hiç sevmezdim.Sonradan alışmıştım.Ama pek sevmezdim.
Jesse 
Evin dayısıydı.Galiba olayların çoğu onun yüzünden çıkardı.Diziyi hareketlendiren karakterdi.Bir bölümde televizyonda canlı yayında altta yüzünde görmüş olduğunuz o şeffaf maskemsi şeyi satmaya çalışıyordu.Bu maskemsi şeyin amacı yüze hiç bulaştırmadan saçı spreylemek gibi bir şeydi.Ama kazara canlı yayında saç spreyi yerine pembe boyayı alıp saçına püskürtünce saçı pespembe olan Jesse dayıya durumu yanındakiler değil de telefonla bağlanan kişi söylüyordu.

Full House 7. sezon Açılışı

Luz Clarita
Valla bu dizinin adını doğru hatırlamamın yegane sebebi açılışında çalan şarkı olabilir.Artık hafızamda nasıl yer etmişse..Sırf bu şarkıyla buldum diziyi.Luz Claritaaa Luz Claritaaaa a aa elosdrubjcdkç elasu derelamorçxs cdcd cdcdxx....Evet devam sözleri çıkmıyor ama nakaratın büyük bir kısmı Luz Claritaydı. :D Bu diziyi izlemiş olan varsa diziyi hatırlamasa bile şarkıyı mutlaka hatırlar.
Aha da şu:

                   
Güzel şarkıydı.Severdim ben..

Wikipedia'dan baktığım kadarıyla bir Meksika dizisiymiş.
Bu diziyle ilgili hatırladıklarım şunlar..
Luz Clarita yetimhanede olan yetim bir kızdı.Zengin bir aile onu kızına arkadaşlık etsin diye evine alıyordu.Ama evlat edinmiyorlardı galiba. Luz Clarita yetimhanenin okulunda okumaya devam ediyordu.Bir sürü rahibe vardı.
Aslında çok ilginç..Evlat edinmeden yanlarında kalmasına yetimhane nasıl izin veriyor acaba?Buraları hatırlamadığımdan benim için bir muamma.Neyse burayı geçelim.
Zengin ailenin evindeki 2 kişi dışında Luz Clarita'ya herkes çok iyi davranırdı.Bu kötü davrananlardan biri Mariela ki arkadaşlık etmesi gereken zengin kızdır..Diğeri de Mariela'nın öğretmeni olan bir kadındı.
Aslında öğretmen bi bıraksa Mariela Luz Clarita ile çok iyi anlaşacaktı.Ama her seferinde Mariela'yı Luz Clarita'ya karşı doldururdu.Mariela da zaten sinirli yahut huysuz bir kızdı. Luz Clarita ise bir melekti.
Öğretmen olan kadın daha sonraları erkek arkadaşına mıydı neydi Mariela'yı kaçırtıyordu.
Mariela'nın annesi ölmüştü.Babası ve bir abisi vardı.Evin hizmetçisi bu abiye aşıktı.Abi de boş kalmıyordu.
Sonradan sonradan Mariela ve Luz Clarita kardeş gibi oluyorlardı.
Ha bir de dikkatimi çeken bir diğer şey de Luz Clarita geceleri yatmadan  evvel saçını mutlaka örerdi.
Şimdi dikkatimi çeken bir diğer şey de sanki Luz Clarita'nın saçına ombre yapılmış gibi.

Siyah İnci - Perla Negra

Aslında bu diziyi çok da iyi izleyemedim.Zaten saatini de değiştirdikleri için bi süre sonra izleyemez olmuştum.Gelgelelim şarkısını yine sevip hatırladığım bir dizi.Ama bu sefer şarkıdan dizinin adı falan anlaşılmıyor.
Bu dizinin adının Siyah İnci olduğunu hatırlıyordum.Ama internette siyah inci olarak aratınca ya karşıma Siyah İnci kitabı ya da Karayip Korsanları'ndaki gemi çıkıyordu.Sonraları fotoğraflarını eklediler herhalde bi birşey oldu..Çünkü bulabilmiştim.Ama ne şekilde aradım nasıl buldum hatırlamıyorum..
Orijinal adını bulunca youtube videolarına ulaşabilmiştim.Aklımda heykellerin arasından görünen Eva olarak yer etmiş açılış şarkısını da buldum.Şimdi ise 'siyah inci dizi' diye aratınca ulaşmak çok kolay.Eskiden böyle miydi?Her yer dutluktu... :)
Biraz daha hatırlatayım.Zamanında az aramadım.

  
Bu dizi İMDB'nin demesine göre bir Arjantin dizisiymiş.Ama şarkısını dinledikten sonra biri Fransızca bu dese de aldırmaz Fransızca derdim.Nakaratı kulağıma Fransızcayı çok hatırlatmakta zira.Ama tabiki de diziden belli Fransa ile alakası yok.

Alttaki videoda dizinin açılış şarkısı mevcut ama uyarmadı demeyin görüntü kalitesi düşük.
                         
Çok yazdım ettim ama hala dizinin konusundan bahsetmedim.
Dizide yine bir yetimhane söz konusu.Ama bu sefer kızımız daha büyük.
Perla bebekken bir avuç siyah inci ile yetimhaneye bırakılmıştır.Videonun 00:50 saniyesinde görebilirsiniz.
O zamanlar siyah inci olduğu-olabileceği fikri çok ilginç gelmişti.Şekilleri de yusyuvarlak değil hem..
Perla'nın yetimhanede çok yakın bir arkadaşı var.Adı Eva.Aslında bu bölümleri hiç izleyemedim.Ama benim izlediğim bölümlerde hep bundan bahsederlerdi.Eva bir gün hamile kalıyor ve bir bebeği oluyor.Herhalde yaşları büyüdüğü için ya da bebek yüzünden yetimhaneden ayrılıyorlar.Galiba Eva zengin birilerinin akrabası falan mı çıkıyor orası tam olarak ne bilmiyorum..Bir araba kazası oluyor ve Eva ölüyor.Kaza olduğu sırada Perla da orada..Bu kaza ile kimlikleri karışıyor.Herkes onu Eva sanıyor.Ama Perla bu durumu hiç bozmuyor.Zaten en iyi arkadaşının bebeği de ortada kalmasın diye herhalde bebeği sahipleniyor.Kazada ölen kişiyi herkes Perla sanıyor.
Her latin dizisinde (aslında sırf latinler değil galiba hemen hemen her dizi böyle)olmazsa olmaz o zengin evine n e sebeple gidiyor işte orayı bilmiyorum.O yüzden tahminim Eva'nın zenginlerin akrabası kızı vs bişeyi olması.
Herhalde Eva gerçekten bu ailenin bir yakını olmalı ki şirketi o yönetmeye başlıyor gibi bir şey oluyor.
(Not:Bundan sonra Perla'dan Eva olarak bahsedilecektir.)
Üstelik bi yanda da evde çocuğu var ama kimse bu çocuğa bişey diyor mu hatırlamıyorum.
Biraz karıştı ama daha da karışacak..Yarım yamalak izleyince ve yarım yamalak hatırlayınca böyle oluyor.
Nerde kaldık?Eva şirkette yönetici gibi bir şey oluyor.
Şirketin diğer yarısı falan herhalde başka bir aileye ait.O yüzden Eva yönetici olsa da tek yönetici değil.(Buralar hep tahmin :( )
İşte bu diğer yönetici gibi olan taraftaki kişi aslında gerçek yani ölen Eva'nın çocuğunun babası.Ama aptal herifin haberi yok bişeyden.Onun işi gücü kadınlar.Başta çocuğu olduğunu bilmiyor herhalde.Zaten ne Eva'nın ne de Perla'nın yüzünü bile hatırlamıyor doğru düzgün.İkisi didişip dururlardı.Tabiki de aşık oluyorlardı...Dizimizin çifti onlar.
Bir de bu adamın bir kız kardeşi vardı.Kısa saçlıydı.Saç kesimi değişikti.

Böyle karman çorman bişey işte...Höööff..Anlatmaya çalışırken daraldım yeminlen.Belki de ilerki bölümlerde daha da karıştırmışlardır her şeyi..Ama şimdi yayınlansa meraktan kesin izlerdim bu diziyi.Hoş...Kimse 1994 yapımı bu diziyi tekrar yayınlamaya kalkışmaz.
Anlatmaya devam edeyim bari...
Eva'nın kaldığı zenginler evinde kör olan bir kadın var.Videonun 00:40 saniyesinde görülebilir.Bu kadın aslında kör değil.Niye kör taklidi yaptığını hatırlamıyorum.Ama muhtemelen bir zamanlar yediği bir halt yüzünden.Şöyle ki bu kadın Eva'nın yani Perla'nın gerçek annesi.Ama kör taklidi ne alaka bilmiyorum.
Bu kadın huysuz ve sinirli biri.Başlarda Eva'yı pek sevmiyor.Sonra sevmeye başlıyor.Bir akşam yemeğinde Eva yetimhanede onunla birlikte bırakılan incilerden birini kulağına küpe olarak takıyor.Bu kadın da inciyi görünce çıldırıyor.Herhalde sonraları Eva o kadının aslında annesi olduğunu...O kadın da Eva'nın kendi kızı olduğunu öğrenmiştir.Ama oraları izleme şansım olmadı.
Ha bir de gerçek Eva ölmüş olsa da Perla sürekli onun ruhunu görüp konuşuyordu.Böyle fantastik bir yanı da vardı.
Eva bebeğin babası olan adama sarışın derdi.Bu benim çok tuhafıma giderdi.Siyah inci olmasından 100 kere daha ilginçti.Çünkü adam sarışın değildi. :d Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?Kumral dediğini de sanmıyorum.
Buna istinaden adam (adını hatırlamıyorum) da ona kızıl derdi.Ama bu doğruydu.Eva kızıl saçlıydı. :)
Eva çok güzeldi.Oldukça zekiydi.
Giyim stili de çok hoşuma giderdi.
Alacağın olsun TRT...Yayın saatini değiştirdin de eline daha çok mu reyting geçti. :(
Ha belki de hikayesi hatırladığımdan da saçmaydı...Ama izleyebilmiş olsaydım merak etmeyecektim.Kendi kendime izlemeyi bırakırdım.Hikayenin ilerde izlenemeyecek düzeyde saçmalatıldığını düşünüp kendimi avutmaya çalışıcam.Zaten kesin öyledir..Öyledir..Öyledir..Evet.